tartan design

Antik çağ terimi, asıl anlamının ötesinde, bu günlerde oldukça geniş bir biçimde kullanılmakta ve çoğu zaman bunu kullanan kişinin yaşına bağlı olarak da tanımlanabilmektedir. Örneğin, bir ergen, 1960’lardan kalma bir mutfak aracı veya gadget’ı “antika” gibi görebilir. Diğer taraftan yetişkin birinin, ebeveynleri ve büyükanne ve büyükbabalarının evlerinde kullandıkları birçok eşyayı antika olarak değerlendirmesi mümkündür.

Gerçek şu ki, bir çok farklı kişiye “antika”nın ne olduğunu sorsanız pek çok farklı yanıt alabilirsiniz. Geçmiş bir dönemin herhangi bir noktasına kültürel olarak dokunan ev eşyası antikadır. Peki bir antika nedir? Amerika Birleşik Devletleri Gümrük Servisi tarafından yayınlanan “resmi” tanımına göre, antikalar geleneksel olarak en az 100 yıllık olan eşyalar olarak düşünülmüştür.

Oysaki 100 yıl önce tasarlanmış birçok mobilyanın, tasarım anlayışı olarak günümüz modern mobilyasının temelini oluşturduğunu biliyoruz. Geçen yüzyılın başlarına baktığımızda; 

Art Deco, 1920’lerde ortaya çıkan ve 1930’larda Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’nde büyük bir üslup olarak geliştirilen dekoratif sanatlar ve mimaride yeni bir hareket olarak da adlandırılır.

1925 yılında, Paris’te düzenlenen ve üslubun ilk kez sergilendiği Exposition Internationale des Arts Décoratifs et Industriels Modernes’ten türetilmiştir. Art Deco tasarımı modernizmi temsil etmekteydi ve bir süre sonra modaya dönüştü. Ürünleri, hem özel olarak hazırlanmış lüks eşyaları hem de kitlesel üretilen ürünleri içeriyordu, ancak her iki durumda da, zenginlik ve sofistike olmayı simgeleyen zarif ve geleneksel olmayan bir zerafet yaratmaktaydı.

Genellikle basit ve temiz şekillerden oluşan; geometrik veya temsili formlardan stilize olan süsleme; ve genellikle doğal olanlara (yeşim, gümüş, fildişi, obsidyen, krom ve kaya kristali) ek olarak insan yapımı maddeler (plastikler, özellikle Bakalit; vita-cam ve ferroconcrete) içeren, alışılmadık şekilde çeşitli, genellikle pahalı malzemeler kullanılmaktaydı. Art Deco nesneleri nadiren seri üretilmelerine rağmen, stilin karakteristik özellikleri, makinenin modernliği ve makine yapımı nesnelerin doğal tasarım nitelikleri için hayranlık uyandırmaktaydı (örneğin, göreceli sadelik, düzlemsellik, simetri ve elemanların değişmeyen tekrarı gibi) ). Art Deco’daki biçimlendirici etkiler arasında Art Nouveau, Bauhaus, Kübizm ve Serge Diaghilev’in Ballets Russes vardı. Dekoratif fikirler Amerikan, Hintli, Mısırlı ve erken klasik kaynakların yanısıra doğadan geldi. Karakteristik motifler, hepsi gelenekselleştirilmiş biçimlerde çıplak kadın figürleri, hayvanlar, yeşillik ve güneş ışınlarını içeriyordu.

Henry Dreyfuss,: Hudson lokomotifi bu dönemin önemli örneklerindendir.

Hudson Lokomotifi, 1939 New York Dünya Fuarı’nda sergilenecek olan 20. Yüzyıl Sınırlı hattı için Henry Dreyfuss tarafından tasarlanan “kurşun” veya “torpido” stili olarak adlandırılan yeni bir tasarım akımı olarak karşımıza çıkıyor.

De Stijl (“Stil”) olarak bilinen Hollandalı bir sanat hareketi, 1917’de, Bauhaus’tan sadece iki yıl önce kuruldu, ancak okulun tasarım yaklaşımlarının çoğunu önceden haber verdi. İki hareket basitleştirilmiş geometrik formlara ve sınırlı renk paletlerine (siyah, beyaz, gri ve ana renkler kırmızı, sarı ve mavi gibi nötr renkler vurgulayarak) vurgu yaptı.

Bauhaus

Mobilya tasarımı kursları ünlü Bauhaus okulunda popülerdi ve bunun kolayca anlaşılır bir nedeni vardır. Bu kurslarda, Bauhaus sanatçılarının bugün bile mobilya tasarımını etkilemeye devam eden şık ve modern tarzlarını nasıl geliştirdiğini görmekteyiz.

Bu dönemde nereye giderseniz, herhangi bir ofis binasına, okula veya eve yürüyün ve muhtemelen Bauhaus’un etkisinin örneklerini görebilirsiniz. Çelik boru, kontrplak formları, cam levhalar ve basit geometrik formlar kullanan mobilyalar Bauhaus tasarımcıları tarafından popüler hale getirildi. IKEA gibi üreticilerin, pratik tarzında bile Bauhaus’un mobilya yapımında öncü yaklaşımının etkisini görmekteyiz .Bauhaus tasarım tarzı, inovasyonla eş anlamlıdır  ve döneme rol model olmuştur.  Alman hükümetinin Alman tasarımının gelişmesini teşvik etmek için 1907 yılında kurduğu bir örgüt olan Deutscher Werkbund,  geleneksel işçilik ve modern endüstriyel malzeme ve yöntemleri vurgulayarak mobilya ve çaydanlık gibi ev eşyaları üretti. Dünyanın birçok yerinde üretilmeye devam eden Bauhaus mobilya reprodüksiyonlarının sayısından bahsetmek de gerekebilir.İskandinav mobilyasının temsilcisi olarak görülen IKEA da aslında Bauhaus ekolünün devamı niteliğinde ürünler ortaya koymaktadır.Burada aslında daha çok İskandinav ve Bauhaus entegrasyonunu görmekteyiz.

1950’lerin ortasından itibaren Alman Bauhaus ekolünün işlevselliğini; yıllarca Avrupa’ya estetik katan Art Nouveau’nun zarafetini ve Nordik felsefelerin alçak gönüllülüğünü tek potada eriten İskandinav stili tasarım anlayışı da böylece doğar.

İşte bu noktada Danimarka, Norveç, İsveç ve aynı zamanda Finlandiya’nın da içinde bulunduğu İskandinav tasarım hareketinden bahsetmek gerekir. Hızlı endüstrileşmenin getirdiği birtakım ihtiyaçlar Modern Hareketi doğurmuş ve ‘’Şekil fonksiyonu izler’’ mottosuyla birlikte Bauhaus ekolündeki tasarım felsefesine paralel olarak, İskandinav tasarımın anlayışının temeli sayılabilecek bir oluşum ortaya çıkmıştır. Bauhaus ekolü sanayileşmeyi, dolayısıyla seri üretimin makineleştirilmesini önemserken İskandinav tasarım anlayışı Kuzey Avrupa’ nın el işçiliği gerektiren bir tasarım fikrini ön plana çıkarmayı benimseyen bir yaklaşımdır.

“Toplumsal her alana etki eden bu oluşum, tasarımı da herkes için erişebilir kılma anlayışını ortaya çıkarmıştır.”

  •  Basit
  •  Minimalist
  •  Düşük Maliyetli Üretim
  •  Herkes İçin Tasarım

Kendine özgü ve kolaylıkla tanınabilen, gösterişten uzak İskandinav tasarımı doğadan aldığı esintilerle birlikte modern mimaride de tercih edilir.

Soğuk İskandinav ülkelerinin kasvetli havasından çıkmak için yüksek tavanlı mekanlarda, büyük pencereler kullanılarak gün ışığından faydalanmak amaçlanmıştır.

Beyaz, mekanı ağırlıklı olarak kapsamakta ve mekanı ferah göstermektedir.

Finlandiyalı mimar ve tasarımcı Aalto, organik tasarımın ilk kurucularındandır. İskandinav modernizminin babası olarak bilinen Aalto; mimarlık, mobilya, tekstil ve cam işleri alanlarında tasarımlar yapmıştır.

Aalto, her yapı özelinde giderek yöreseli aramış; 1930’larda tuğlanın ve yerel ahşapların özgün kullanımıyla daha yöresel bir dilde, doğal dokuya uyumlu, serbest biçimlerde, dinamik ve estetik karakterler türetmiştir.

Soğuk modernizmin aksine, Aalto mimarisi genellikle açık renkli ahşap, sıcak renkler, ve kıvrımlı hatlar gibi kendine has morfoljik yaklaşımları ve doğal malzeme kullanımı gibi özgünlükleri içermektedir. İsveç, Norveç ve Danimarka’dan oluşan üç kuzey ülkesinden dünyaya yayılan İskandinav stili; dekorasyon, beyaz duvarlar; ahşap zeminler ve geometrik desenlerden ibaret yeni bir akım gibi görülse de bu tarzın geçmişi aslında çok daha eskilere, 19. yüzyılın sonlarına kadar uzanıyor. 1800’lü yılların sonundan itibaren Endüstri Devrimi ve savaşların da etkisiyle büyük bir hızla değişen dünyada, tasarım anlayışı da aynı hızda kabuk değiştirmekteydi.Modernist akımların filizlenmeye başladığı bu yıllarda yaşam alanları daralırken geçmiş yıllardaki gösterişin yerini işlevsellik ve sadelik almaya başlıyordu. Seri üretim eşyalar evlere girmeye başlamıştı. Ancak 20.yüzyılın ilk çeyreğine gelindiğinde ise artık “Art Nouveau” akımı sahnedeydi! “Yeni çağın tasarım anlayışı” olarak lanse edilen bu sanat akımı; akıcı biçimleri, simetri ve asimetriyi odağına alan çizgisiyle tüm Avrupa’yı etkisi altına almıştı.Fakat tüm dünyada bir kez daha tüm dengeleri değiştiren 2. Dünya Savaşı’nın da etkisiyle Art Nouveau’nun akıcı biçimleri, Alman Bauhaus ekolünün fonksiyonel ve net çizgilerine yenik düştü. Ve 1950’lerin ortasından itibaren Alman Bauhaus ekolünün işlevselliğini; yıllarca Avrupa’ya estetik katan Art Nouveau’nun zarafetini ve Nordik felsefelerin alçak gönüllülüğünü tek potada eriten İskandinav stili dekorasyon da böylece doğmuş oldu.

İskandinav dekorasyon akımında pek çok farklı sanat akımının izleri bulunsa da bu önemli tarzın ardında, Nordik ülkelere özgü “Lagom” felsefesinin büyük bir rolü var. İsveççe “Ne az ne çok, tam kararında” anlamına gelen ve Nordik kültürde mutlu ve dengeli yaşamın özü kabul edilen Lagom felsefesi, bu anlamda İskandinav stili dekorasyon için önemli bir ilham kaynağı.

Alvar Aalto, Hans Wegner, Arne Jacobsen, Eero Arnio ve IKEA kurucusu Ingvar Kamprad gibi önemli isimlere ilham veren Lagom felsefesi, bugün My Scandinavian Home bloguyla ün kazanan Niki Brantmark’a da ilham vermeye devam ediyor.Çok eşya ile yaşamanın insanı sosyal anlamda körelttiğini ve yalnızlaştırdığını savunan Lagom felsefesinin bir yansıması olarak eşyanın birden fazla fonksiyona sahip olması ve gündelik mobilyaların estetik dokunuşlarla evde bir aksesuar gibi kullanılması, İskandinav stili dekorasyonda sıkça rastlanan uygulamalardan.

İskandinav Tasarımın Öncüleri

  • Hugo Alvar Henrik Aalto (1898-1976)
  • Bruno Mathsson (1907-1988)
  • Arne Jacobsen (1902- 1971)
  • Tias Eckhoff (1926- 2016)

İskandinav tarzı dekorasyonu, doğduğu coğrafya şekillendirmiştir. Uzun geçen kış mevsimi, az ışık ve soğuk havanın etkisiyle bu dekorasyon tarzı biçimlenir. Dekorasyonda hem işlevsellik hem de sadelik ön plana çıkmıştır. Amaç, aydınlık ve huzurlu ortamlar yaratmaktır.

Bu nedenle evinde sadelik ve şıklık arayanlar ve şaaşadan hoşlanmayanlar, İskandinav stilini severek uygularlar.

İskandinav ülkelerinde gün ışığının çok az olması nedeniyle bu tip dekorasyona, beyaz renk hakimdir. Beyazın dışında kullanılan renkler gri, krem, bej, kahve tonları ve siyahtır. Bu stilde, eşyalar ve duvar boyalarında kullanılan açık renklere, doğal ahşaptan üretilen ve fazla yer kaplamayan mobilyalar eşlik eder.

Dekorasyondaki beyaz ve griliğin tekdüzeliği renkli aksesuarlarla kırılmaya çalışılır. Bu tarz dekorasyonun olmazsa olmazı renk renk yastıklardır.

İskandinav stilde döşenmiş bir evde farklı tarzlardaki şalları, koltukların üzerinde görebilirsiniz. Aynı şekilde uzun tüylü ve renkli halılar da bu stilde çokça rağbet görür. Bazen hayvan postları da sıcak bir hava yaratılmasında kullanılır. İskandinav stildeki mobilyaların en önemli özelliği ise hem küçük ve kolay taşınır olmaları hem de işlevsellikleridir. Örneğin, bir masa hem yemek masası olarak hem çalışma masası olarak kullanılacak şekilde tasarlanır.

Sadeleştirilmiş aksesuarlar, detaylardan arındırılmış, düz ve bazen endüstriyel tarzda tasarlanmıştır.

Link: https://www.tartandesign.com.tr/

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here